Monday, March 4, 2013

sevdim ki..

.. diyip gideceğim.

bu katachi'nin hem kendisini hem de videosunu, ve clocca ile decorate'in kliplerini ..



hem bazen hayat *mışyapmak gibi zaten

Friday, February 8, 2013

shonen merikensack

fish story'i olaki izleyip beğendiniz, lakin absürdlüğe doyamadınız bir tutam kankurô kudô filmi "shonen merikensack" alınız, kafi gelecektir..



müzik şirketinde yetenek avcılığı gibi bir işten kovulmasına ramak kalan kanna-kız, internette rasladığı bir punk grubunu hemen patrona gösterir, zerre araştırma yapmadan. zamanının punkçılarından olan sazan patronsa olaya atlar, ve kız daha grupla görüşmeden ülke çapında turne ayarlar falan filan... böyle gaz bir tipimiz elde dursun. gruba gelirsek, yetenek avcısı için azıcık kart kaçacak yaşta -40-50 arası- hatta solistleri yürümeyi bırak konuşamıyordur bile.

ve bir gazla turlarlar ülkeyi


yol filmlerinden alışıla geldiği gibi, geçmişle hesaplaşmalar da var içinde. şimdiki zaman ve geçmiş zaman arasındaki bağlantı ise grup hakkındaki video kayıtları ve röportajlardan oluşan belgeselimsi ile sağlanıyor ve biz 25 yıl önce neymiş abiler görüyoruz.

azıcık spoiler a kaçacak belki resimler ama film böyle işte. dramatik bir an gelecek gibi oluyor, yerine puhahah dedirtiyor



ve the end...




önemsiz notçuk: fish story'deki gibi burada da bir şarkı sözünün üzerinde duruyorlar biraz

bir de sonradan bir edit: arkadaşa yollamalık fragman ve babanın resimde gördüğümüz anını arıyordum "telya walking and being stupid" başlığıyla şunu gördüm. telya karakterinin birilerine bir gönderme olduğu belliydi de pek bilmediğim bu japon şarkıcıları için böylesi direk bir gönderme olduğunu düşünmemiştim. meğerse akumu chanda aaa bu oymuş dediğim gackt imiş kendisi. hep aynı eksende dönüp duruyormuşum gibi sanki...
(ve neredeyse tamamen kendi yazılarıma link vererek de kısır döngümü sürdürmeye devam ediyorum)

Thursday, January 24, 2013

osozaki no himawari

sizi bilmem de ben kıştan payımı şimdiden aldım, kara doydum taştım güneşe hasret kaldım ve dolayısıyla bu diziyi izlerken huzur buldum (tamam, abartıyorum azıcık). başka da bir şey bulamadım ama genel olarak sevdim kendilerini. insana zerre birşey katmayan ama bir(kaç) çırpıda biten (10 bölüm) slice of life grubunda izlenesilerden. akumu chan dan sonra güzel sanmış da olabilirim belki. 

aslında yaz mevsiminde geçmiyor dizi, ama kar görmüyorsunuz ki beni yatıştırıcı bir şey. onun dışında pastoral hayat çok görmesek de doğal güzellikleri pek bol ve genç nüfusu azalmakta olduğundan gayet sakin bir kasaba hayatı var. büyük şehirden küçük kasabaya (ya da epey küçük bir şehre, nüfus 10bin işte) gelen iki karakterimiz var (bknz aşağısı). biri yerlisi, tokyoda kanser araştırmaları yapan kızımız azıcık doktorlukta tecrübe kazansın kisvesi altında kasabasının hastanesine postalanır, diğeri de üniversite bitirdikten sonra,3er yıllık parttime işler dışında 6-7 yıldır bir baltaya sap olamamış, kız arkadaşı tarafından da terkedildikten sonra yapacak daha iyi birşeyi olmadığı için düşük ev kirası ve ona kıyasla fena olmayan parasıyla buradaki şehri canlandırma/destek komünitesinde gönüllü olarak çalışmaya başlıyor. yaptığı iş de yaşlılara destek olmak (tamir işleri veya gidecekleri hastane gibi yerlere arabayla servis gibi- keşke bizde de olsa böyle bir hizmet) ve sonra giren karakterlerle şehri yeniden canlandırmaya çalışmak.

bu arada, burada yaşayanların kasabanın küçük ve dinamizmini kaybetmiş olmasından dolayı yaşadığı sıkıntılar, iş yerlerinin kapanmak zorunda kalması, yaşlılar ve bahçelerinden-tarlalarından ayrılamayışları, büyük şehirden gelen zırt dese bile alkış alması, saklanan ilişkiler, ailelerin torun takıntısı, dedikodu, arkadaşlık,insan ilişkilerinin güçlü olması falan gibi konulara değiniliyor.



gerçi şu doktor karakteri olmasa biraz bayık olabilirdi. insanın gelişmesi, atalarımıza saygı arkadaşlarımıza sevgi falan filan gibi öyle kendi halinde basit bir japon dizisi, hatta hana kimi dışında benim izlediğim şeylerde bu ikuta toma hep aynı tiplemede. doktorumuz biraz daha kıvrak zekalı, olayları çabuk kavrıyor, absürdlüğünü anlıyor ve gizliden alaycı laflarını esirgemiyor sağolsun


(küreklere asılasımın gelmediği söylersem yalan olur)


dizi boyunca da tekrarlandığı gibi, dizinin özeti "sonradan açan gündöndü". başarısız gözüken karakterlerimiz birer birer adam olamasalar da hayatlarına yön veriyorlar biraz olsun. ve en azından kimi dizilerde olduğu gibi ana karakterlerin hayatının bir bölümünün hikayesini anlatıp (ne saçma bir tamlama yaptım) apaçık bir sonla bitmiyor dizi

(ama bunu en bi sonunda anlıyoruz ve düz adam kafasıyla merak etmedim değil, n'oldu o koca tarlaya?!... )



* "sapık hikayeler" aramasıyla bu yazıya gelen kişi, acıdım uğradığın hayal kırıklığına

Tuesday, January 15, 2013

akumu chan

bu sefer başlığa yakışır beyin uyuşturmalık,vakit öldürmelik bişey. az uykulu bir dönemi, dikkat toparlama artsın, sürekli uykulu hissetme hali geçsin diye pharmaton vitamin eşliğinde geçirirken baktım bunu kullanırken rüyalarımı hatırlıyorum baya baya. zaten aklımdan çıkmayan kendimce "işaret" olarak algılayıp neyin işareti olduğunu bulduramadığim :) bir iki rüya da vardı hep aklımın bir köşesinde, işte karşı köşeyi de bir önceki günle alakalarını kurabildiğim oyun gibi gelen pharmaton rüyalarına ayırıp o ara takılmaya başladım rüyalar bilinç altı falan..ki zaten malum öğrenci dediğin sıkışınca alakasız işlere gider kafası. sonra o sıkışlık bitti, tabi bunlar da toparlanıp beynin en-sıkışık-zamanda-vakit öldürülecekler bölümüne kondu.  neyse bu dizinin konusu da o yüzden ilgimi çekti diye bir giriş yapacaktım ki sadece laf dolandırması oldu şimdiye kadar. rüyasında onun bunun başına gelecekleri, beynin bire bin katma özelliği sayesinde kabuslara dönüşmüş saçlarına aklar düşmüş bir ilkokul öğrencimiz var, sınavdan sınava okula uğruyor kendisi "o" ve "bu"nla temas kurmamak için, ve derken insanlara karşı güler yüzlü görünüp aslında insanlardan pek bi beklentisi onlara güveni olmayan öğretmeninin sınıfına yollanıyor rüya- beyin uzmanı  prof. dedesinin işi dolayısıyla (hatırlamıyorum aslında sebebi neydi). sonrasında japon dizisinden beklenecek şeyler, hocanın kendine inanma bölümüi sınıftaki öğrencilerin ve ailelerinin başına gelecekleri bir bir engelleme ve yan karakterleri tanıma. yan karakterler deyince tabi ki de bu prof.un kötü niyetli bir yardımcısı olması, eğer japon okuluysa idealist bir okul müdürü olmalı falan filan. e yuh minority report'u sömürdü iyice diye bıkmışken diziden sırf değerlendirme puanı yüksek diye devam etmeye çalıştım. zaten japon dizisi 10 bilemedin 20 bölüm olur (bizimki 11) üç beş atlamayla biter.. ve fena da olmamış, kopya konu gibi giderken sonunu (karakterlerin geçmişini) iyi bağlamışlar, en azından başlangıcına göre.






o değil de...

aklıma takıldı ben bu sinsi tipli beyaz atlı prensi (posterde solda kalan mavili) nereden biliyorum... işim gücüm yok bakındım kim ki diye. gackt isimli şarkıcı imiş efendim (gak guk diye isim mi olur diye kimse uyarmamışsa), sözde nereden gözüm ısırıyor diye bakacaktım linkini verdiğim halde şu anda dahi daha okumayıp bunları, youtube'da vakit öldürmeye geçtim. gözüm nereden ısırıyo bulamasam da geçmişten kulağıma takılmış adını sanını ve japonca olması dolayısıyla -vanilla dışında- sözünü de bilmediğim şarkıya raslayıp sevindim. bu abininmiş meğerse. gerçi tipe bakınca ben o adam bu adam demem, bi animenin falan mı müziği idi ki diye ayrı bir soru yükseldi kafamdan, fekkat yükseldiğiyle kaldı. sonra ben de sıkıldım zaten.kar sebebiyle kendi kendimi eve kapatmışken de blog kisvesi altında yine unutursam diye hatırlatma düşeyim dedim.





gerçi benim kafamda çalan versiyonu daha dinamik daha bassları yüksek idi de bi yere kadar di mi...


a, bu arada güzel toparlamışlar dedim de diziyi çocuklar için polisiye sınıfına sokmuşken ben konunu gidişatını,karakterlerin geçmişteki bağlantılarının kurulmasını iyi buldum. bu seviyede bir güzellik yani. bilip de izleyin
 (kendi kendimle zıt düşeceğim ama çocuklar için polisiye bile değil, çocuklar için detayları anlamsız, büyükler için de geneli, salak polisleri-mafyası falan çocukça, zaman öldürmek isteyenler için yapmışlar sanırım diziyi)

en azından manga-anime uyarlaması olmayan bir şey.. riku onda'nın yumechigae isimli romanı imiş kaynak. ama ah einstein'ım sen olmasayadın bilmem ki bilim adamı tiplemesi yaratabilir miydi film/dizi dünyası.. kullanmalara doyamadılar adamın saçını başını



bu dizi değil de esas gıdım gıdım ilerleyen ama yine de izlediğim koukou nyuushi hakkında yazacaktım okul dizisi demişken, ama bitmedi o daha. gerçi hikayeyi anladık gibi de bakarsın anlamamışızdır..

Friday, December 21, 2012

fish story (2009) - ne, dünyanın sonu mu!?!

If my solitude was a fish story
vs
My own solitary fish story


ya da sallan yuvarlan bana...fisshu sutôrî


yıl 2012, malum marduk çarpışmasının saatler öncesi, sokaklar ıssız.. derken ıssız sokaklarda idrar kesesi ve motorlu engelli taşıtıyla ilerleyen bir adam belirir, müzik dükkanında iki kişiyi görünce ayağa kalkıp içeri girer...

"ve olaylar gelişir.."




..değil tabi. hemen anlamıyorsunuz öyle hikayeyi. tamam 2012de başladı ama sonra siz deyin 1975, ben diyim '53, beriki desin 1999, yok yanlışın var 2009 diyeyim bense, '82de de anlaşalım.

fragmanda da dendiğin gibi bir şarkı, 4 nesil... ve 21 aralık geyiğine ne benim ne de japonların kayıtsız kalabilmesi. gerçi yoshiro nakamura ve koturo isaki benden çok önce davranmış o ayrı





(allahım yaa.. oturup geyiğin dibine vurasım var bazı japonlarla)




dünyanın sonu, müziğin zamansızlığı, kahramanlık, 5, insanlık, daha doğmamış punk, inanırsak olurlar, alakasız gözüken insanlar, kelime oyunları, tercüme hataları, sahneden atlama, nostradamus, cilala-parlat junior, korku hikayeleri, 6.his, amerikalıların beceremediği dünyayı kurtarma işine niyetlenen beyaz renkli ve takma bıyıklı hintliler, şahane şarkı ve sonunda da yukarıda yazdığım liriklerin açıklaması ile takip edemeyenler için tüm bağlantıların ortaya dükülüşü'dür filmin özeti. arada da bolca fish story dinletisi

görüntüler oradan oraya atlıyor, farklı hikayeler bir olacak yani bu kadarı belli, ve bence takip etmesi zor değil, ve hikayeler açık ve eğlenceli.




velhasıl kelam (insanın canı bu kelimeyi kullanmayı çeker mi ya?!?) yine de bir ordan bir burdan anlatan hikayeleri sevmeyecek kadar sabırsızsanız son beş dakikasını izleyerek başlayın ve başa sakinleşmiş bir şekilde geri dönün, buna rağmen eğlenirsiniz.

benim tavsiye ettiğim bir film fish story, ağır bir film değil, anime absürdlüğüne kaçmadan eğlendiriyor, baştan sona apaçık bir hikaye sunmuyor, tipler mal mal birbirine bakmıyor...  ama, tavsiye ettin de  kim izledi bunlar arasından derseniz sıfır muhtemelen derim. tavsiye konusunda mı-ikna konusunda mı, yok ikisinde de mi çok başarısızım bilemedim birden


merak eden olursa:
-hikaye kotaro isaka'nın kitabından uyarlama
-yönetmen: yoshiro nakamura
-müzik: kazuyoshi saito


*filmin sonunda turning japanese aklıma geldi nedense...
*MikalZia'ya not: bunun içinde puding yok :)

Monday, December 17, 2012

The Garden of Eye Candy

-bence- benzer stillerde çalışan farklı sanatçıların çizimlerinin toplandığı bir kitap aslında bu the garden of eye candy (hani filmdir dizidir diye okunacaksa yazı, boşuna hayal kırıklığı oluşmasın).

kütüphanelerde veya kitapçılarda falan dolanmayı seviyorum ben. bırakılsam, tüm günümü geçiririm sıkılmam da. neyse, evin yakınlarındaki bir yere de gide gele, kitapları eşeleye dolana ilüstrasyonlar bölümüne raslayıp hayranı oldum.oradaki kitaplardan biri de çoğunlukla batıda yaşayan asyalıların çalışmalarına yer ayırmış olan (ya da benim aklımda öyle kalan) bu garden of eye candy,

gotik-şirin diye bir tarz yok ama böyle de genelleyebilirim,ama doğru tanımı yapamamış olmaktan dolayı da tıkanırım. şirin derken sweet/dreamy gibisinden, niye buna türkçe bir tanım bulamadım bilmiyorum... sanatçıları tanımak için güzel özet bir kitap, kendi adıma, bazısını hiç sevmedim bazısını pek sevdim..

misal, toshiyuki fukuda


 (gerçi ben şu üstteki resmi kendi sitesinden değil cruststation'dan aldım,sanki genellikle moda biraz da pek güzel grafik tasarımcılarını falan özetlemiş)


kyung soon park: http://www.kparkstudio.com/illustrations.html




carrie chau: http://www.wunyingcollection.com/







gibi... daha bir sürü şey vardı da ben not almamışım. fukudayı pek sevdim ama







Wednesday, November 7, 2012